Azerbaycanca İlk Dinsiz Forum

Cesaretli Olun


    DİNLER TARİHİ’NDE ÇAĞDAŞ METODOLOJİK PROBLEMLER-6

    Paylaş

    Admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 72
    Kayıt tarihi : 25/09/09
    Nerden : Istanbul

    DİNLER TARİHİ’NDE ÇAĞDAŞ METODOLOJİK PROBLEMLER-6

    Yeni mövzu tarafından Admin Bir B. Sen. 27, 2009 4:33 pm

    G. Cinsiyet[163]




    Cinsiyet,
    insanları kadınlar ve erkekler olmak üzere iki farklı bölüme ayırır. Beşer
    kültüründe erkek ve dişi ayırımı, çoğu zaman zıt bağlamda değerlendirilmiş
    hatta cinsiyet, çoğu kez bir tür hiyerarşi olarak anlaşılmış ve biri,
    (özellikle erkek) ötekine (yani kadına) üstün bir cinste sayılmıştır.
    Cinsiyetin durumu kültürlere, geleneklere göre değişiklik arzeder. Cinsiyet bu
    yüzden otorite ve güç konusunda önemli sorunlar yaşayabilir.



    İnsanları
    cinsiyet kategorisiyle erkek ve kadın olarak iki kısımda düşünmek, hem
    kavramsal hem de sosyal-pratik açıdan mümkün olabilir. Kişinin cinsiyeti, onun
    hayat imkanlarını, yeteneğini, sembolik temsilini, sosyal gücünü, kültürel otoritesini,
    beklentilerini, elbisesini veya fiziksel şiddete maruz kalıp kalmamasını,
    duygusal ifadesinin mahiyetini, cinsel arzularının keyfiyetini anlamlandırır ve
    isimlendirir. Bu açıdan cinsiyet bilgileri kişinin/dindarın sosyal değerini ve
    dinî statüsünü de olumlu veya olumsuz etkileyebilir. Buna dayanarak cinsiyet
    öncelikli olarak antropolojinin, dindar kişi bağlamında ise din
    antropolojisinin ana konularındandır. Zaten cinsiyet meselesi, Doğu Asya dinî
    kültüründeki Ying-Yang ayırımıyla veya baskın ve etkin dişi ilahelerle bile
    Dinler Tarihi’nin önem duyması için yeterli olabilecektir[164].



    Çağdaş
    Dinler Tarihçileri, antropologların cinsiyetle ilgili görüşlerini bir cinsiyet
    kategorisi (gender category) olarak metodolojik meseleler içine sokmuşlardır;
    buna göre günümüzde biyolojik seks, güçlü olarak vurgulanmaktadır. Bunun
    yanında kültüre dayalı gelişen cinsiyet anlayışı, zayıf tabiatlıdır. Bu
    anlayışta, erkeğin üstünlüğü, kadının onun gerisinde kalışı, kaçınılmaz ve bir
    o kadar da doğal bir olgudur. Bu durum hem kozmik olarak belirlenen hem de
    ilahi açıdan düzenlenen bir kanun olmuştur. Heteroseksüelite (karşı cinse
    duygusal ve cinsel ilgi duyma, kendi cinsine ilgi duymama), normatiftir. Bunun
    yanında kadın/erkek arasındaki fark, kadının mahiyetine yeniden değer vermekle
    tamir edilebilir özelliktedir. Sonuçta kozmolojik erkek/dişi farklılığı,
    biyolojik bir farklılık vurgusuyla desteklenir ve beşer hayatında temel ve
    belirleyici unsur haline dönüşür. Bunun yanında seks biyolojik bir form olarak
    doğal bir olgu olurken, dış etkenlerin tesirinde ve onlara bağlı gelişen
    cinsiyet ise kimi geleneklerde kültürel olarak algılanabilir[165].



    Çağdaş
    Dinler Tarihi’nde cinsiyetle ilgili üç temel eleştiri mevcuttur; Dinler
    Tarihi’ne erkek egemen (androcentric) bilimsel çalışmalar hakimdir,
    dinlerdeki kadın/dişi (female) unsurlara yönelik meseleler yeterince ele
    alınmamaktadır; son olarak dindar kimlik olarak kadınların çeşitli dinler
    içindeki konumlarının doğurduğu temel konular teori ve metot için fazla
    önemsenmemektedir.



    Günümüzde
    İngiliz Dinler Tarihi Cemiyeti Başkanı Ursula King, cinsiyete bağlı
    meselelerin, bir çok ülkenin uluslararası siyasetine, sosyal, ekonomik ve
    akademik gündemine oturmuş olduğunu ve bilimsel soruşturma konuları arasına
    girdiğini belirtir. Buna rağmen o, konunun Dinler Tarihi içindeki epistemolojik
    ve disipliner çalışmalarda yeterince vurgulanmadığını iddia eder. Ona göre
    cinsiyet çalışmaları, kadın erkek tüm bilim adamlarının sorunudur. Ancak
    çoğunlukla kadın araştırıcılar tarafından ele alındığı şekliyle feminist
    çalışmaların, daha çok baskın geleneksel anlayışa tepki olarak ve kadının
    geçmişte marjinal kılınması sebebiyle geliştiğinin altını çizer[166].
    Nitekim Çağdaş Dinler Tarihi, en fazla 1970’lerden itibaren kadın konusundaki
    araştırmalarına karşı önemli eleştiriler yapıldığına şahit olmuştur. Bilhassa
    bu dönemlerden itibaren kadın bilim adamları tarafından, bilimsel Dinler Tarihi
    çalışmalarının erkek egemen bir bilim olduğu ve bu alana sürekli bir erkek
    maskesinin giydirildiği ileri sürülmüştür. Buna ilave olarak Dinler Tarihi,
    akademik çalışmalarında daima dindar olarak erkeğin ne yaptığını anlatan,
    insanda erkek cinsini öne çıkaran ve önce onu anlatmak isteyen katı bir söyleme
    sahip olmuştur. Yine çalışılan gelenekler içinde erkeğin yaptığı şeyler, genelleştirilmekte,
    kadının yaptıkları ise sorunlu konular olarak görülmüştür. Bunun yanında
    erkeğin din içinde yaptıkları sadece ciddi işler olmakla kalmayıp entelektüel
    açıdan araştırma ve tahlile layık fenomenler olarak değerli ve tüm insanlığı
    temsil hakkına sahip bulunmuştur[167].



    Ursula
    King’e göre geçmişte kadının farklı dinler içindeki rolü, imajı ve statüsü
    nadiren erkek ilim adamlarının temel konusu olmuştu. Ancak artık kadın bilim
    adamları bu konunun hem sujesi hem de bilimsel tahlilini yapan kişileri olmaktadırlar.
    Din bilimi sahasında çalışan çok sayıda kadın bulunmaktadır ve bunların sayısı
    arttıkça çağdaş akademik din bilimleri çalışmalarına katkıları da artmaya
    başlamıştır. Ancak bu yine de yeterli değildir[168].
    Nitekim King bir başka makalesinde[169]
    Dinler Tarihi’nin tarihçesinde disipline yön verecek kadın bilginlerin
    eksikliğinden yakınmaktadır. Ona göre XX. Asır içinde Dinler Tarihi için çok
    önemli sadece üç bayan Dinler Tarihçi mevcuttur; Jane Harrison (Grek Dini), C.
    A. Rhys Davids ve Isaline Blew ( Pali Budizmi). Ona göre bu bilim adamları,
    kadın konusunu Dinler Tarihi’ne sürekli olarak taşımaktadır ve kadınların bu
    bilime katkılarını vurgulamaktadırlar.



    King,
    erkek Dinler Tarihçilerin geleneksel metodolojik perspektiflerini, erkek
    cinsiyeti merkezli faraziyelere dayandırırken hem veri toplama ve model inşa
    etmede hem de temel teoriler ikame etmede bir takım ciddi sıkıntılar
    doğurduklarını ileri sürmektedir. Ona göre Dinler Tarihi içindeki feminist
    araştırmalar ve kadın bilim adamlarının çalışmaları, geleneksel metodolojiye ve
    disiplinin temel sınırlarına meydan okuyacak güçtedir. Bunun için metot
    konusunda yeni bir gelişim ve dönüşüm şarttır[170].
    Din konusundaki erkek egemenliği, dinî gelenekler içinde özellikle modernizmin
    etkisini bünyesinde daha fazla hisseden Hıristiyanlık’ta büyük ölçüde
    tartışılmaktadır. Feminist teoloji adı verilen bir hıristiyan disiplini,
    hıristiyanların tarihsel açıdan kadını kusurlu gören hatta dindarlık veya dinî
    liderlik açısından yetersiz bulan tüm geleneksel teolojik anlayışları
    “düzeltmeyi” amaçlamaktadır. Bu durum Yahudilik ve Budizm gibi diğer büyük
    geleneklere de sıçramış bulunmaktadır[171].
    Çoğunluğu kadın Dinler Tarihçi olmak üzere pek çok çağdaş bilim adamı, cinsiyet
    konusunda erkek akımını kırmak ve kadının “içeriden” önemsenmesini sağlamak
    için Dinler Tarihi içinde etkin çalışmalar yapmaktadırlar. Özellikle bu bilim
    adamları, dinî geleneklerdeki kadının gerçek karakterinin teorileşmesi için
    çaba gösterdiklerini ileri sürmektedirler[172]



    Bir
    diğer çağdaş Dinler Tarihçi Kim Knott, bir kadın olarak ampirik kadın
    araştırmalarına yönelmesinin gerekçesini anlatırken, öncelikle geleneksel
    fenomenolojik metodun feminist yaklaşım içinde sorgulanması gerektiğini
    savunur. Ona göre fenomenolojik metot, rölatif yargıların paranteze alınmasını
    öğretir ve teorik olarak “doğru bir yönteme” benzemektedir. Ancak erkek
    egemenliğinde uygulamada bu metot, kadın aleyhtarı okumalarla tek taraflı
    endişelere sevk edecek kimlikte işletilmektedir. Ona göre özellikle kadın
    konusunda bilim adamları fenomenolojik metodu doğru olarak uygulamak
    zorundadırlar[173].



    Bunun
    yanında Dinler Tarihi içinde bilimsel açıdan, başta dişi ilahlara ibadet konusu
    olmak üzere disiplinin temel feminal konuları, feminist akım içindeki bilim
    adamlarının artan ilgi odaklarından biridir. Ancak çağdaş bayan Dinler
    Tarihçiler, feminist yaklaşımlarla Dinler Tarihi disiplini içinde cinsiyet
    konusunda eleştirel çalışmalar yapmalarına rağmen marjinal kaldıklarının
    bilincindedirler. Gene de mahalli ve kültürel anlamda cinsiyet kavramına yönelik
    araştırmalar, artık erkek Dinler Tarihçileri’nin de ilgisi çekmiştir. Nitekim
    onlar, konuyu metot ve teori bakımdan baskın söylemler içine almak
    zorunluluğunu hissetmeye başlamışlardır[174].
    Bundan dolayı King’e göre, her din içinde dindar kadının konumu meselesine
    ciddi eğilim gösterilmelidir. Kadın dindarların dinî ritüel içindeki rolü,
    kadının maneviyatı, mistik yönü, dinlerarası ilişkilere katılımı ve erkek
    egemenliğini kırmak için gösterdiği dindar çabaları (söz gelişi Hıristiyanlık
    içindeki ruhban sınıfına veya Hinduizm’de guru’nun dinî konumuna veyahut
    Threvada Budizm’inin ruhban sınıfına yönelik kadınlardan gelen meydan okumaları
    gibi), önemli sayılması gereken meselelerdir. Dinler içindeki dindar kadınların
    konumları açıklığa tam olarak kavuşmadığı sürece, “normal” bir dindarın inancı,
    tavrı veya tecrübesi tam olarak anlaşılamaz. Kadın ve erkek bir bütünlük
    içinde ele alınmalıdır. Bunun için de
    tam bir objektiflik içinde ve eşit mesafede kadın konusu ele alınmalıdır[175].



    King’in
    Dinler Tarihçiler için önemli bulduğu bir diğer konu da dinî metinlere yönelik
    feminist yaklaşımın ileri sürdüğü hermönetik tenkitlerdir. Bu tenkitler, ona
    göre erkek egemen dinî metinleri adeta sorgulamakta böylece metnin dogmatik
    kafesi içindeki durumuna meydan okumaktadır. Ona göre dinî metinler için
    feminist yaklaşımı öne çıkaran bir hermönetik mutlaka inşa edilmelidir. Bu
    yorumlama biçimi, sadece kadınların daha fazla özgürleşmesini (söz gelişi, daha
    fazla din içinde “mevcut”, “daha fazla görünürde” ve “daha fazla doğru olarak
    tanımlanabilmesi gibi”) sağlamayacak aynı zamanda metnin dar kalıplardan
    çıkarılıp gerçek anlamına kavuşmasını da sağlayacaktır[176].



    Dinler
    Tarihi’ne meydan okuyan feminist yaklaşımın ana karakteristiğini özetlersek; a.
    Dinlerdeki ana kavramların cinsiyete bağlı durumunu irdeler. b. İlahla ilgili
    kavramlardaki dişilik/erillik unsurları araştırıp, dişiliğe ait olanların
    geçerliliğini öne çıkarır. c. Erkek egemen (andro-centric) sembollere meydan
    okurken, aynı zamanda erkek müellifler tarafından yazılan dinî metinlerin
    yeniden ele alınmasını ve yorumlanmasını ister. d. Cinsiyete dair dinî
    fenomenlerin hermönetik bir şüpheyle açıklanmasını benimser. e. Dindar
    kadınların daha rahat anlayabilmesi için kutsal kitaplar ve gelenek içindeki
    mümtaz kadın şahısları yorumlar. f. Geleneklerin kadına yönelik yaklaşımlarını
    tarihsel mukayese metodu içinde “kadın gözüyle” değerlendirir. g. Daha çok
    kadının dindar tecrübesini önemser ve dindar kadınların sorunlarına eğilir.


    H. Sonuç




    Dinler
    Tarihi, kendine özgü tarihçesi, metodolojik yaklaşımları, teori ve problemleri
    olan beşeri ve sosyal bir ilim olarak bir taraftan sosyal bilimler içinde
    otonomisini sağlamlaştırırken bir taraftan da onlardan dışlanmamaya dikkat
    eder. Özgün metodolojisi, bu disiplinin en temel unsurlarından olup bilime
    kendi karakteristik kimliğini vermek için vardır.



    Çağdaş
    Dinler Tarihi, oldukça fazla teori ile kompoze olmuş, karmaşık bir metodolojiye
    sahip, belli başlı dinlerin yanı sıra mahalli, kurumsal geleneklere değer veren
    çağdaş bilimdir. Günümüzde Dinler Tarihçiler metot ve teoriler kurarken,
    günümüzde sadece diğer kardeş din bilimlerinden yararlanmazlar. Onlar, artık
    başta tarih, filoloji (bilhassa din dili) olmak üzere felsefe, psikoloji,
    antropoloji alanlarına dalan önemli dinî ve seküler bilimlerden de etkin
    katkılar kabul ederler. Bunun neticesinde son yirmi küsür yıl içinde ortaya
    çıkan metodolojik tartışma noktalarına baktığımızda, bunların genelde
    disiplinler arası olmanın verdiği otonomi ile ortaya çıkan meseleler olduğu
    hemen anlaşılmaktadır.



    Çalışmamızda
    ele aldığımız metodolojik sorunlar, günümüz Dinler Tarihçilerini “meşgul eden”
    temel meselelerden sadece bazılarıdır. Söz gelişi burada aktarmaya çalıştığımız
    din tanımı sorunu, doğrudan disiplinin kimliğine ait önemli bir tartışma konusu
    iken, tasnif ve mukayese, disiplinin fonksiyonel yapısına ait iki temel
    meseledir. Özellikle yeni mukayesecilik yaklaşımı, geleneksel mukayese
    anlayışına meydan okumakta ve daha çok geleneklerin alt birimlerine inmeyi,
    insan merkezli ürünlere daha fazla ilgi duymayı amaçlar ve mukayese işini daha
    geniş yelpaze içinde, daha fazla diğer disiplinlerle işbirliği içinde
    yapılmasını arzu eder. Bunun yanında modernlik, Dinler Tarihçi’nin metodolojik
    güncelleme bilincini hızlandırırken, bir akım olarak modernizm yaklaşımları,
    onun için din olgusuna ve dinlere yönelik başlıca meydan okumalardır.
    Modernizmin bir sonraki safhası veya protestosu olarak algılanan postmodernizm
    ise Dinler Tarihi için alt gruplara ait yerel kültürlere verdiği değerlerle ve
    insanı merkeze alması gibi sebeplerle olumlu veya olumsuz etkileri olan bir
    diğer meydan okumadır.



    Bunun
    yanında Dinler Tarihçileri, kendi meslektaşlarının bilimselliklerini de
    eleştirmekte ve zaman zaman disiplin tarihi içindeki başlıca şahsiyetler, şu
    veya bu şekilde ideolojik olmakla veya sömürgeciliğe ait amaçlara hizmet
    etmekle suçlanabilmektedir. Özellikle Batılı Dinler Tarihçiler, bu bağlamda
    daha yoğun bir takip altındadırlar. Çağdaş Dinler Tarihçinin gündeminde sadece
    bu gibi konular bulunmaz. Aksine o, dünya, insan, ekoloji, sanat, kültür,
    cinsiyet gibi seküler konularla da yoğun olarak ilgilenmekte ve temel disiplin
    problemlerini bu alanlarla ilişkilendirerek, geçmişte kazanılan metodolojik
    malzemelerle beraber elde edilen yeni bilgileri, yeni bilimsel verileri
    değerlendirmekte, yorumlanmakta veya sorgulamaktadır. Bunlar arasında feminizm,
    başlangıçta Hıristiyanlık içinde meşruluk kazanmak niyetindeyken günümüzde
    öncelikle kadın Dinler Tarihçilerin ajandasında önemli yer edinen ve yavaş
    yavaş marjinallikten sıradanlığa doğru kayan bir görüş haline bürünmektedir.



    Burada
    hemen belirtelim ki Dinler Tarihi geleneğinde ele alınan ve ortaya çıkan
    sorunlu sonuçlar, çok hızlı bir şekilde yerel veya küresel cemiyet ve
    birliklerin düzenlediği bilimsel faaliyetler veya yayın organları yoluyla
    değerlendirilmekte veya tartışılmaktadır. Dinler Tarihi bu bağlamda din
    bilimleri içinde en aktif ve en dinamik alanlardan biridir. Özellikle Batılı
    Dinler Tarihçiler, kendi toplumları lehinde olmak üzere, bu konulara daha fazla
    ağırlık vermekte dolayısıyla onlar bu meseleleri disiplinin metodolojik
    gündemine oturtarak çağdaş Dinler Tarihi’nin seyrini belirlemekte aktif
    görünmektedirler.



    Sonuçta
    daha fazla çağdaş antropolojik konulara meyleden ve bu konuları metodolojik
    ajandasına alan ve burada entegre etmeye çalışan çağdaş Dinler Tarihi’nin
    metodolojik açıdan geleceği, bu yeni açılımlar istikametinde yeni gündemlere
    sahip olmasında yatmaktadır. Metodolojik ajanda da teorik meseleler kısa süre
    içinde ve sistematik bir şekilde metodolojik unsur haline dönüşebilmektedir.
    Bunun yanında güncel konuların alabildiğine ağırlığını hissettirdiği bir
    ortamda, bilhassa Türkiye’deki modern Dinler Tarihi metodolojisi, Avrupa’dakine
    nazaran “çok yeni” olmasına rağmen Batılı olmayan Dinler Tarihi gelenekleriyle
    hemen hemen aynı yaştadır. Türkiye Dinler Tarihi Derneği’ne sahip Türk Dinler
    Tarihçilerden beklenen, metot ve teori konusuna daha fazla önem vermeleri ve
    özellikle yabancı dilde çalışmalar hazırlayarak hem kıtasal, hem de küresel
    anlamda Dinler Tarihi geleneğine bilimsel katkılar sağlamaları ve bu akademik
    kültür içinde gerçek ve layık oldukları yere bir an önce kavuşmalarıdır.





      Forum saatı: C. Okt. 20, 2017 6:01 pm