Azerbaycanca İlk Dinsiz Forum

Cesaretli Olun


    DİNLER TARİHİ’NDE ÇAĞDAŞ METODOLOJİK PROBLEMLER-1

    Paylaş

    Admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 72
    Kayıt tarihi : 25/09/09
    Nerden : Istanbul

    DİNLER TARİHİ’NDE ÇAĞDAŞ METODOLOJİK PROBLEMLER-1

    Yeni mövzu tarafından Admin Bir B. Sen. 27, 2009 4:27 pm

    Mustafa
    ALICI
    *




    Giriş




    Dinler
    Tarihi (Religionswissenschaft)
    [1]
    yaklaşık bir buçuk asırdır beşeri bilimler (humanitas) içinde bulunan,
    otonomisini ispatlamış, normatif olmayan, her hangi bir dinin ikrarını yapmayan
    (non-confessional), mukayeseli ve tarihsel metot kullanan bir disiplin
    olarak varlığını sürdürmektedir
    [2].


    Genel
    olarak, II. Dünya Savaşı sonrası gittikçe gelişen çağdaş Dinler Tarihi
    metodolojisi, sayıları artan beşer bilimlerinin ve yeni araştırma sahalarının
    sonucu ortaya çıkan yaklaşımların bu disiplinin özgün teori ve metotları içinde
    uygulanmasını ifade eder. Nitekim, genel antropoloji, sosyoloji, psikoloji gibi
    sosyal alanlardaki gelişmeler, din bilimindeki teorilere olumlu yansımıştır.
    Yine gittikçe gelişen kitle iletişim araçlarının etkisiyle, bilim adamları
    klasik dönemden daha farklı olarak, ilgili dokümanlara daha hızlı ve daha çabuk
    ulaşacağı uçak gibi ulaşım araçlarıyla bilgisayar, internet gibi teknik vasıta
    veya cihazlara sahip olmuşlardır; bunun neticesinde bir Dinler Tarihçisi din
    fenomenleri ve dinlerle olan ilişkisindeki mesafeyi azaltmıştır. Bu teknik
    imkanların yanında özellikle II. Dünya Savaşı’nın bitimiyle beraber din karşıtı
    söylemlerin veya akımların ortaya çıkması (söz gelişi Marxizm’in yükselişi),
    dinlerarası diyalog faaliyetlerinin ve bunun yanında batılı olmayan din bilimi
    alanındaki gelişmelerin hızla artışı da Dinler Tarihi’nin önemini artırmış ve
    metodolojisinde olumlu gelişimlere yol açmıştır[3].



    Dışardan
    gelen faktörlerin etkileri sadece olumlu olmamaktadır. Bilhassa günümüzde
    metodolojiyi etkileyen dış faktörler, çoğu kez Dinler Tarihi’ne ve
    metodolojisine meydan okumalar olarak değerlendirilmektedir. Çağdaş Dinler
    Tarihi’ne meydan okumalar iki koldan yürümektedir; her geçen gün sosyal
    bilimler alanında ortaya çıkan yeni fikir, düşünce ve duyarlılıkların getirdiği
    mecburi değişim veya gelişmeler ile Dinler Tarihi’ni çoğu kez doğrudan
    etkileyebilecek türden çeşitli yerel ve küresel dinî, seküler, sosyo-politik ve
    kurumsal değişimler[4].



    Bu
    bağlamda gerek “dışarıdan” gerekse “içerden” etkiler sebebiyle çağdaş Dinler
    Tarihi metodolojindeki temel problemler, genel olarak üç ana başlık altında
    toplanabilir; a. Dinler Tarihçilerinin kişisel yaklaşımlarının yol açtığı
    temel sorunlar.
    b. Doğrudan disipline bağlı problemler. c. Dolaylı
    olarak
    zamanımıza ve/veya yaşayan dinlerin kendilerine bağlı (per se)
    problemler.



    a.
    Günümüz Dinler Tarihçileri, ya klasik dönemin meşhur şahsiyetlerini ya da
    çağdaş dönemin önemli kişilerini eleştirerek onların metodolojik yaklaşımlarını
    ele almaktadırlar. Bu yönde gelişen metodolojik konular arasında; bilim
    adamlarının bulundukları coğrafi konumları ve bu konumların getirdiği kültürel,
    jeopolitik durum ve sorunlar ile bulundukları ülkelerin geçmişteki mirasının bu
    bilime katkılarından kaynaklanan bazı temel sorunlar (söz gelişi sömürgecilikle
    ilgili suçlanmaları veya ideolojik davranmakla eleştirilmeleri) gelmektedir.
    Çağdaş Dinler Tarihçi Jacques Waardenburg, Dinler Tarihçileri’nin metodolojik
    yönelimlerini ve akademik kişiliklerini etkileyebilecek derecede günümüz Dinler
    Tarihi’nin metodolojik açıdan üç ana coğrafik alana bölünmüş olduğunu ileri
    sürmektedir; birinci bölgede, etkisi fazla olmayan üçüncü dünya ülkeleri
    denilen gelişmekte olan ülkeler yer almaktayken, ikinci bölgede Kuzey Amerika
    dahil Batı Avrupa bulunmaktadır. Son olarak ise günümüzde siyasi açıdan
    etkisini yitirmiş ama Dinler Tarihi metodolojisi açısından hala batı Avrupa ile
    ayrışabilen eski Doğu Bloku ülkeleri gelmektedir. Bu tasnifte ikinci bölgede
    sayılan Batı ülkeleri, Dinler Tarihi için çok önemli katkılar sağlayan
    yerlerdir. Bu ülkeler, önem sırasıyla, Hollanda, Britanya, Fransa, Almanya,
    İtalya, Danimarka, İsveç, Finlandiya ve çok daha yeni olarak A.B.D. ve
    Kanada’dır
    [5].
    Söz konusu memleketler, hem doğuşundan gelişimine kadar Dinler Tarihi’ne ve
    metodolojisine büyük katkılar sağlamışlardır hem de bu disiplinin kurumsal
    olarak şekillenmesine yardım ederek küresel anlamda Uluslar arası Dinler Tarihi
    Cemiyeti (IAHR)
    [6],
    kıtasal anlamda Kuzey Amerika Dinler Tarihi Cemiyeti (NAASR)
    [7]
    veya Avrupa Dinler Tarihi Cemiyeti (EASR)
    [8]
    gibi detaylı ve formel yapılar oluşturmuşlar ve ülke bazında çok gelişmiş yerel
    Dinler Tarihi cemiyetlerine, bilimsel dergi ve yayın organlarına sahip
    olmuşlardır. Son dönemlerde çok az olsa da İsrail, Hindistan, Tayland, Japonya,
    Kore, Nijerya ve Endonezya gibi üçüncü dünya ülkelerinden bilimsel katkılar
    gelmektedir. Eski Doğu Blokunda ise başta Doğu Almanya olmak üzere, Polonya ve
    Rusya önemli akademik katkılar sağlamıştır. Söz gelişi bir zamanlar Doğu
    Almanya topraklarında kalan Leibzig Üniversitesi’nin uzun bir Religionswissenchaft
    geleneği mevcuttur
    [9].


    Yine
    Dinler Tarihçileri’nin kişisel yönelimleri Dinler Tarihi’nin istikametini de
    etkileyebilmektedir
    . Bu bağlamda başlangıcından günümüze kadar süren metot
    ve teori tarihine baktığımızda Dinler Tarihi metodolojisinin özetle şu üç temel
    safhaya ayrıştığı söylenebilir; birinci safhada bilim adamları, başlıca
    metodolojik konu olarak –şimdilerde geniş ölçüde terkedilmiş olan-dinin
    kaynağı, evrimi meselesi ve dinin unsurlarını seçmişlerdir. İkinci safha
    özellikle II. Dünya Savaşının hemen öncesi ve sonrasındaki ara dönemi ifade
    edebilir ve disiplinin kendi otonomisini sağlamlaştırıcı teorilerin yanı sıra
    mukayeseli ve fenomenolojik metot konusundaki yaklaşımların arttığı ve ikisi
    arasındaki tansiyonların yükseldiği dönem olmuştur. Son safha olarak ise
    bilhassa 1970’lerden itibaren dinin modern toplum içindeki mahiyeti ve özü, dinin
    her alandaki anlamı ve fonksiyonu gibi konularla birlikte modern ve postmodern meseleler işlenmeye
    başlamıştır. Söz konusu meseleler arasında neo-romantizm, ileri sömürgecilik
    (post-colonialism), ideoloji ve feminizm
    zikredilebilir[10].


    Dinler
    Tarihçilerinin metodolojiye katkısını biraz daha somutlaştırmak mümkündür
    ;
    söz gelişi Chicago Üniversitesi’nden Frank Whaling, disiplinin tarihi içinde
    bazı önde gelen Dinler Tarihçilere ait özgün çalışmaların metodolojik
    ilerlemeye yön verdiğini ileri sürmektedir; ona göre Wilfred Cantwell Smith’in
    İslâm ile ilgili araştırmaları ve Eliade’nin Hint dinleri ve ilkel dinlere
    yoğun ilgisi olmasaydı, yine Dumezil Hint-Avrupa araştırmalarına dalmasaydı,
    metodolojinin teorik çatısı farklı bir mecrada cereyan edebilirdi. Whaling’e
    göre bu açıdan Dinler Tarihçinin bizzat kullandığı dinî veriler ile onun zihninde şekillenen teori
    içice geçmiş vaziyette olmuştur. Neticede günümüzde çok sayıda bilim adamı, bu
    geleneği sürdürerek öncelikle büyük din veya etkin geleneklerden gelen
    yığınlarca veriye rağbet etmekte ve bu verilere dayanarak teorilerini
    oluşturmaktadır
    [11]. Bu
    konuyu biraz daha genelleştirirsek bir Dinler Tarihçi, söz gelişi Budizm uzman
    ise hem doğu dillerini hem de onlara ait disiplinleri bilmekle yetinirken,
    Yakın Doğu çalışmak isteyen bir araştırmacı, sadece semitik dilleri değil aynı
    zamanda bölgenin kadim tarihini ve arkeolojisini de öğrenecektir. En zor olanı
    ise yerel dillere hakim olmanın yanında çağdaş etnografik metotları ve sosyal
    antropoloji teorilerine nüfuz etmek mecburiyetinde olan Afrika yerel dinleri
    uzmanlarının işidir
    [12].


    b. Metodolojiyi
    etkileyen disipline ait çağdaş konular
    arasında din kavramıyla ilgili
    tanımlar ve bu tanımlara yönelik çağdaş eleştiriler, dinin özü ve fenomenleri
    yorumlama, anlama ve anlamlarını ortaya çıkarmaya yönelik hermönetik
    gerilimler, dinlerin tasnifleri ve tipolojileriyle ilgili klasik döneme yönelik
    eleştiriler bulunur. Buna ilave olarak, yeni tarihsel metot (new historisizm)
    ve yeni mukayeseli metot (new comparativism) tartışmaları, dindar bilince
    yönelik yeni kognitif yaklaşımlar, dinin etnik (etnicity) veya çevresel konumu
    (Contextualism), dinî tecrübe, akıl-din ilişkisi, mitoloji, dinde rasyonalite,
    ritüel ve kutsal-profana özgün sorunlar, dindeki sosyal formasyonlar, dinî yapılar
    (structures), dünya görüşleri ve dinî otorite gibi konular da sayılabilir.



    c.
    Son olarak zamana ve dinlerin kendilerine bağlı olarak gelişen metodolojik
    problemler arasında
    çağdaş dönemde yaşayan dinlerin durumları, bilhassa
    birbirleriyle ilişkileri (dinlerarası diyalog, karşılıklı polemikler veya
    çatışmalar), özellikle dindarları ve kültürlerini ele alan antropolojik
    konularla modernizm, postmodernizm, senkretizm, yeni dinî grup veya akımlar
    sayılabilir
    [13].

    Bu
    genel tasnif ışığında çalışmamız, günümüz Dinler Tarihi disiplininde özellikle
    1980’lerden itibaren önemli Dinler Tarihi eserlerinde ortaya çıkan ve doğrudan
    veya dolaylı yollardan metodolojinin gündemini meşgul eden, metodolojik ve
    teorik çatıya katkı sağlayan problemlerden bir kısmını ele alacaktır. Bu
    çalışma, bir bakıma çağdaş Dinler Tarihçilerin metot açısından kısmen nelerle
    uğraştığını da ipuçları olarak bizlere sunacaktır. Hemen belirtelim ki bu
    problemler, fonksiyonel açıdan Dinler Tarihi’nin otonomisine olumlu katkılar
    sağlayacak ve onu diğer din bilimlerinden bağımsızlaştıracak güçte olup, bir
    anlamda akademik bir şahsiyet olarak Dinler Tarihçi’nin çağdaş kimliğini,
    yönelimini ve geleceğini belirginleştiren tesirli yaklaşımların oluşmasına
    yardım edebilecektir.

      Forum saatı: C.a. Dek. 14, 2017 12:11 pm